Bir zamanlar Sivas’ın köylerinde evlerin başköşesinde duran, çeyiz sandıklarından çıkarılan, duvarlara asılan ve nesilden nesile aktarılan kilimler bugün giderek daha az görülüyor. Tezgâhların sustuğu her köyde yalnızca bir el sanatı değil; motiflerin taşıdığı isimler, renkler, dokuma teknikleri ve yılların biriktirdiği kültürel hafıza da kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor.
Sivas, Anadolu’nun önemli dokumacılık merkezlerinden biri. Kent merkeziyle birlikte Şarkışla, Kangal, Zara, Altınyayla ve farklı köylerde gelişen dokuma kültürü, bulunduğu bölgenin özelliklerini taşıyan birbirinden farklı örnekler ortaya çıkardı. Sivas Valiliğinin kültürel mirasa ilişkin bilgilerinde de Şarkışla kilimlerinin yörede özellikle tanındığı, Sivas kilimlerinde dikdörtgen ve eşkenar dörtgen biçimli desenlerin yaygın olduğu belirtiliyor.
Ancak bugün önemli bir soru gündemde:
Bu motifleri bundan 20-30 yıl sonra kim dokuyacak?
Kilimdeki şekiller sadece süs değildi
Bugün bir kilime bakıldığında ilk dikkati çeken şey renkleri ve geometrik desenleri olabilir. Oysa geçmişte dokuma, yalnızca evin zeminine serilecek bir eşya üretmek anlamına gelmiyordu.
Motifler yaşanılan çevrenin, ailenin, geleneğin ve dokuyucunun estetik anlayışının izlerini taşıyordu. Akademik çalışmalar da Anadolu dokumalarındaki motiflerin dönemlerin kültürel ve toplumsal yapısını anlamaya yardımcı olan birer işaret niteliği taşıdığına dikkat çekiyor.
Sivas’ın kendi içinde bile kilimler tek bir biçimde ortaya çıkmadı.
Rişvan kilimleri, daha küçük boyutları, zarif nakışları ve dayanıklılıklarıyla biliniyor.
Elbeyli kilimleri ise dokundukları yöreden adını alıyor. Bu kilimlerin motiflerine göre “Mihraplı”, “Kolanlı” ve “Boncuklu” gibi isimlerle anıldığı biliniyor.
Muşabbahlı kilimler özellikle Altınyayla çevresinde görülüyor. Bu dokumalarda desenin bir parçası olarak bırakılan küçük açıklıklar bile kilimin kimliğini belirliyor.
Yani bugün unutulan her isim aslında Sivas’ın kültür sözlüğünden eksilen yeni bir kelime anlamına geliyor.
Altınyayla’da Tonus kilimlerinin izi
Sivas’ın dokuma kültüründe Altınyayla’nın ayrı bir yeri bulunuyor.
Eski adı Tonus olan ilçede üretilen halı ve kilimler bugün hâlâ “Tonus” adıyla anılıyor. Altınyayla’nın Başyayla, Deliilyas, Güzeloğlan, Kale ve Kızılhöyük gibi köylerinde geçmişten gelen önemli dokuma örnekleri bulunuyor.
Ancak Altınyayla üzerine yapılan bilimsel araştırmalarda dikkat çekici bir durum ortaya konuluyor: Dokumacılık için gerekli altyapı bazı köylerde bulunmasına rağmen kültürün çeşitli nedenlerle büyük ölçüde terk edildiği belirtiliyor.
Bu durum, Sivas’ın başka köylerinde de yaşanan dönüşümün küçük bir örneği niteliğinde.
Tezgâh var ama dokuyan yok.
Eski kilim var ama motifin adını bilen giderek azalıyor.
Desen duruyor fakat hikâyesini anlatacak insan kalmıyor.
Bir zamanlar neredeyse her evde vardı
Sivas Cumhuriyet Üniversitesi bünyesinde yapılan yakın tarihli bir çalışma, kaybın boyutunu ortaya koyan çarpıcı bir ayrıntıya dikkat çekiyor.
Geçmişte Sivas’ta neredeyse her evde halı, kilim, cicim, zili veya sumak tekniğiyle hazırlanmış dokuma yastıklara rastlanırken, bugün bu örneklerin önemli bir kısmı yalnızca müzelerde ya da ailelerinden kalan eserleri koruyan az sayıdaki kişinin evinde görülebiliyor.
Değişen ev yaşamı, fabrikasyon ürünlerin yaygınlaşması ve geleneksel eşyaların günlük kullanımdan çıkmasıyla birlikte kilimler de yavaş yavaş yaşam alanlarından çekildi.
Fakat asıl tehlike eski kilimin kullanılmaması değil.
Yeni kilimin dokunmaması.
Çünkü eski bir kilim korunabilir, müzeye konulabilir, fotoğrafı çekilebilir. Fakat dokuma tekniğini bilen son kişi de tezgâhın başından kalktığında, o bilgi yeniden oluşturulması son derece güç bir kültürel mirasa dönüşüyor.
Gençler tezgâhın başına geçmiyor
Sivas Valiliğinin yayımladığı bilgilerde de geleneksel halı ve kilimciliğin geçmişte önemli bir faaliyet ve geçim kaynağı olduğu, ancak günümüzde eski önemini kaybettiği açıkça ifade ediliyor.
Bunun nedenleri arasında kırsaldan göç, insanların başka geçim alanlarına yönelmesi ve dokumacılığı bilen kişi sayısının azalması gösteriliyor.
Daha yakın tarihli araştırmalar ise sorunun bir başka yönünü ortaya koyuyor. Sivas’ta halı ve kilim dokumacılığını yaşatmak için kurumsal çalışmalar sürdürülmesine rağmen, istekli kursiyer bulunamaması nedeniyle bazı halı-kilim kurslarının kapandığı belirtiliyor.
Bu tablo kültürel miras açısından önemli bir uyarı niteliğinde.
Çünkü dokumacılık kitap okuyarak öğrenilebilecek sıradan bir bilgi değil. İpliğin hazırlanmasından tezgâhın kurulmasına, motifin hafızadan dokumaya aktarılmasından renklerin yan yana getirilmesine kadar pek çok ayrıntı usta-çırak ilişkisiyle öğreniliyor.
Sandıklardaki kilimler kayıt altına alınabilir
Sivas’ın köylerindeki eski evlerde, sandıklarda ve kullanılmayan odalarda bugün bile onlarca yıllık dokumalara rastlamak mümkün.
Bu eserlerin önemli bölümü akademik bir envanter içerisinde kayıtlı değil.
Oysa ilçeler ve köyler bazında yapılacak kapsamlı bir çalışma ile eski kilimler fotoğraflanabilir; motifleri çizilebilir, yerel isimleri kayıt altına alınabilir ve kilimin kim tarafından, hangi köyde, yaklaşık hangi dönemde dokunduğu belgelenebilir.
Özellikle yaşlı dokuyucuların bildiği motif adlarının ve dokuma tekniklerinin görüntülü olarak kayıt altına alınması, gelecek kuşaklar için önemli bir kültür arşivi oluşturabilir.
Zara dokumaları üzerine yapılan güncel akademik çalışmalarda da geleneksel örneklerin ayrıntılı biçimde belgelenmesi, dijital teknolojilerden yararlanılması ve yöresel özelliklerin korunmasının kültürel mirasın devamlılığı açısından önem taşıdığı vurgulanıyor.
Sivas kilimi yeniden evlere dönebilir
Kilim dokumacılığının yaşaması için ürünlerin yalnızca geçmişin hatırası olarak görülmemesi gerekiyor.
Geleneksel Sivas motifleri günümüzde küçük duvar panolarına, çantalara, minder yüzlerine, masa üstü ürünlere, modern ev dekorasyonuna ve hediyelik eşyalara uyarlanabilir.
Böylece kilometrelerce uzaktaki bir turistin aldığı hediyelik eşyanın üzerinde bile Şarkışla’nın, Altınyayla’nın, Zara’nın veya bir Sivas köyünün motifi yaşayabilir.
Dokumacılık yeniden ekonomik bir değer oluşturabildiği ölçüde gençlerin ilgisini çekme ihtimali de artacaktır.
Bugün kaydedilmezse yarın yalnızca fotoğrafları kalabilir
Sivas bıçağını, ağızlığını, halısını ve kilimini yalnızca geçmişten kalan güzel eşyalar olarak görmek yeterli değil.
Çünkü kültürel miras ancak üretildiği sürece yaşıyor.
Sandıkta duran yüz yıllık kilim paha biçilemez olabilir; ancak o kilimin üzerindeki motifi yeniden dokuyabilecek hiç kimse kalmamışsa kültürel zincirin önemli bir halkası kopmuş demektir.
Sivas’ın kilimlerinde yıllardır yaşayan renkler ve şekiller bugün sessiz bir tehlikeyle karşı karşıya.
Bir kilim kaybolduğunda yalnızca birkaç metre yün dokuma kaybolmuyor. Bir köyün hafızası, bir annenin öğrettiği desen, bir genç kızın çeyizi, bir yörenin adı ve Sivas’ın kültüründen küçük bir parça da onunla birlikte gidiyor.
Şimdi yapılması gereken, son tezgâhlar da susmadan bu mirası yeniden görünür hale getirmek.

0 Yorum
Yorumlar yalnız telefon numarasıyla kayıt olmuş üyeler tarafından gönderilir ve yönetici onayından sonra yayınlanır.
Geçerli Türkiye mobil numarasıyla oluşturulmuş hesabınızla giriş yapın.